Bir arkadaş grubunda herkesin ilk aradığı kişi odur. Kriz çıktığında sakin kalır, çözüm üretir, kimseyi yarı yolda bırakmaz. Fakat bir akşam telefonu eline alıp kimi arayacağını düşündüğünde durur. Yardım istemek ona doğal değil, neredeyse tehlikeli gelir. Sonunda ekranı kapatır ve alıştığı cümleyi söyler: “İyiyim, hallederim.”
Güçlü olmak neden bazen destek görmekten vazgeçmek anlamına gelir?
Güç ile kendine yetme aynı şey değildir
Psikolojik dayanıklılık, hiç zorlanmamak ya da bütün yükleri tek başına taşımak değildir. İnsan zorlandığını fark edip koşullara uyum sağlayabildiğinde, gerektiğinde başkalarının desteğine başvurabildiğinde de dayanıklılık gösterir. Buna karşılık sürekli güçlü görünme ihtiyacı, kişinin incinebilir yanlarını sakladığı bir korunma biçimine dönüşebilir. Collins ve Feeney’nin (2000) bağlanma kuramı çerçevesindeki çalışması da destek aramayı zayıflık değil, güvenli bir ilişkinin işlevlerinden biri olarak ele alır.
Geçmişte yardım istediğinde küçümsenmiş, ihtiyaçları karşılanmamış veya erken yaşta sorumluluk almak zorunda kalmış biri, “Kimseye muhtaç olmamalıyım” sonucuna varabilir. Bu düşünce bir dönem onu korumuş olabilir. Ancak zamanla alışkanlık hâline geldiğinde, yakınlık kurmanın önüne görünmez bir duvar koyar. Çevresindekiler onun desteğe ihtiyacı olmadığını sanırken o da görülmediğini hisseder.
Atlas’ın omuzlarındaki dünya
Hesiodos’un Theogonia’sında anlatılan Atlas, göğü omuzlarında taşımaya mahkûmdur. Atlas imgesi bugün çoğu zaman büyük sorumluluğun simgesi olarak kullanılır. Fakat bu anlatıda gözden kaçan bir ayrıntı vardır: Yük taşımak Atlas’ın bütün varlığına dönüşür. Onu, yükünün dışında tanımak güçleşir.
Sürekli güçlü olan insan da benzer bir kimliğe sıkışabilir. Değeri, dayanma kapasitesiyle eşleşir. “Ben toparlayan kişiyim” cümlesi, zamanla “Ben yalnızca toparladığım sürece değerliyim” inancına dönüşebilir. Mit burada psikolojik bir gerçeği kanıtlamaz; fakat bir deneyimi görünür kılar: Taşınan yük, taşıyan kişinin kimliğini örtebilir.
Bastırılan ihtiyaç ortadan kalkmaz
Duyguyu ifade etmemek, duygunun yok olması değildir. Butler ve arkadaşlarının (2003) etkileşim deneyleri ile Gross ve John’un (2003) bireysel farklılık araştırması, duygusal ifadeyi sürekli bastırmanın ilişkilerde daha az yakınlık ve daha düşük sosyal destekle bağlantılı olabileceğini gösterir. Kişi dışarıdan kontrollü görünürken içeride fizyolojik ve duygusal yük yaşamaya devam edebilir.
Buradaki mesele her duyguyu herkese anlatmak değildir. Sağlıklı sınırlarla seçici açıklık arasında fark vardır. Güvenilir birine “Bugün iyi değilim” diyebilmek, kontrolü kaybetmek değil; kendi deneyimini inkâr etmemektir. Destek istemek de yükü bütünüyle karşı tarafa bırakmak anlamına gelmez. Bazen yalnızca tanıklık istemektir.
Yalnızlık nasıl oluşur?
Yakınlık karşılıklılık ister. Bir kişi hep veren, diğeri hep alan konumundaysa ilişki sürse bile temas derinleşmeyebilir. Sürekli güçlü görünen kişi sevilebilir, takdir edilebilir ve aranabilir; fakat iç dünyası paylaşılmadığı için gerçekten tanındığını hissetmeyebilir.
Yardım arama davranışında damgalanma kaygısı da önemlidir. Kişi, zorlandığını söylediğinde yetersiz görüleceğini düşünürse ihtiyacını gizleyebilir. Kısa vadede utançtan korunur; uzun vadede ise destek alma ihtimalini azaltır. Böylece “Kimse yanımda değil” hissi, kimseye yaklaşma fırsatı verilmediği için güçlenebilir. Vogel ve arkadaşlarının (2007) araştırması, toplumdan algılanan damganın kişinin kendine yönelttiği damgaya dönüşerek yardım arama isteğini azalttığını gösterir.
Aristoteles’in dostluğu ve karşılıklılık
Aristoteles, dostluğu yalnızca yarar alışverişi olarak değil, iyi yaşamın temel parçalarından biri olarak ele alır. Yakın bağlarda insan hem verir hem alır; yalnızca işleviyle değil, olduğu kişi olarak da görülür. Bu bakış, güçlü olmayı reddetmez. Gücü tek başına taşımaktan çıkarıp ilişkinin içine yerleştirir.
Kendimize şu soruları sorabiliriz: Yardım istemek bende hangi korkuyu uyandırıyor? İnsanların beni yalnızca çözüm üreten yanımla tanımasına nasıl katkıda bulunuyorum? Güvendiğim birine küçük bir ihtiyacımı söylesem ne olurdu?
Güç, hiç düşmemek değildir. Bazen düştüğünü saklamadan, el uzatılmasına izin verebilmektir. İnsan yükünü paylaştığında küçülmez; yalnızca başkalarının da ona yaklaşabileceği bir alan açar.
Bilimsel Atıflar
- Aristoteles. (1999). Nicomachean ethics (T. Irwin, Çev.; 2. bs.). Hackett.
- Butler, E. A., Egloff, B., Wilhelm, F. H., Smith, N. C., Erickson, E. A., & Gross, J. J. (2003). The social consequences of expressive suppression. Emotion, 3(1), 48–67. https://doi.org/10.1037/1528-3542.3.1.48
- Collins, N. L., & Feeney, B. C. (2000). A safe haven: An attachment theory perspective on support seeking and caregiving in intimate relationships. Journal of Personality and Social Psychology, 78(6), 1053–1073. https://doi.org/10.1037/0022-3514.78.6.1053
- Gross, J. J., & John, O. P. (2003). Individual differences in two emotion regulation processes. Journal of Personality and Social Psychology, 85(2), 348–362. https://doi.org/10.1037/0022-3514.85.2.348
- Hesiodos. (1988). Theogony and Works and Days (M. L. West, Çev.). Oxford University Press.
- Vogel, D. L., Wade, N. G., & Hackler, A. H. (2007). Perceived public stigma and the willingness to seek counseling. Journal of Counseling Psychology, 54(1), 40–50. https://doi.org/10.1037/0022-0167.54.1.40