Gece yarısıdır. Gün içinde söylenmiş sıradan bir cümle, zihinde eski bir tartışmanın kapısını açar. “Keşke şunu deseydim” diye başlayan düşünce, yıllar önce verilmiş kararlara kadar uzanır. Beden yataktadır ama zihin geçmişte bir odanın içinde dolaşmayı sürdürür.
Geçmiş artık değişmeyecekse zihin neden tekrar tekrar ona döner?
Zihin sonuç değil, kapanış arar
Geçmişi düşünmek her zaman sorun değildir. Yaşananları anlamlandırmak, deneyimden öğrenmek ve kendi payımızı görmek yararlı olabilir. Fakat düşünce aynı sahneleri döndürüp yeni bir bakış ya da eylem üretmiyorsa ruminasyona, yani zihinsel geviş getirmeye dönüşebilir. Ruminasyon çoğu zaman çözüm arıyor gibi görünür; gerçekte kişiyi aynı soruların çevresinde tutar. Nolen-Hoeksema ve arkadaşları (2008) bu tekrarlayıcı ve çözümsüz düşünme biçimini “ruminasyon” olarak tanımlar ve depresyonla ilişkisini gösterir.
Bu döngünün altında kontrol ihtiyacı bulunabilir. “Nerede yanlış yaptığımı tam olarak bulursam bir daha incinmem” düşüncesi, geçmişi bir güvenlik projesine çevirir. Oysa bazı olayların tek bir nedeni, kusursuz açıklaması ya da telafisi yoktur. Zihin belirsizliğe dayanmak yerine dosyayı yeniden açar.
Orpheus neden arkasına baktı?
Ovidius’un Dönüşümler’inde anlatılan Orpheus, ölen eşi Eurydike’yi yeraltı dünyasından çıkarabilmek için tek bir koşulu kabul eder: Yeryüzüne ulaşana kadar arkasına bakmayacaktır. Tam çıkışa yaklaşırken kuşkuya kapılır ve döner. Eurydike’yi ikinci kez kaybeder.
Bu anlatıyı yalnızca “merakın cezası” olarak okumak eksik kalır. Orpheus’un bakışı, sevdiğimiz şeyin hâlâ orada olduğundan emin olma arzusunu gösterir. Geçmişe dönmek de bazen kaybettiğimiz kişiyi, ihtimali veya eski benliğimizi bir anlığına doğrulama çabasıdır. Arkaya bakışın ardında yalnızca zayıflık değil, bağın sürmesini isteyen insani bir yan vardır.
Hatırlamak ile yeniden yaşamak arasındaki fark
Bellek bir arşiv dolabı gibi çalışmaz. Bir anıyı her çağırışımızda onu bugünkü duygularımız ve bilgilerimizle yeniden kurarız. Bu nedenle geçmişe dönüş, her zaman geçmişin çıplak gerçeğine ulaşmak değildir. Bugünkü kaygımız eski sahnenin tonunu koyulaştırabilir; bugünkü şefkatimiz aynı sahneye yeni bir anlam verebilir.
Yapıcı düşünme daha somut sorular sorar: “Bu deneyim bana ne öğretti?”, “Bugün hangi ihtiyacımı fark ediyorum?”, “Şimdi atabileceğim küçük adım ne?” Döngüsel düşünme ise genellikle soyut ve yargılayıcıdır: “Neden hep böyleyim?”, “Nasıl bunu yaptım?” Birincisi hareket alanı açar; ikincisi kişiyi kendi mahkemesinde tutar. Edward Watkins’in (2008) derlemesi tam da bu ayrımı yapar: somut ve süreç odaklı tekrarlayıcı düşünce yapıcı olabilirken, soyut ve değerlendirici olanı yıpratıcıdır.
Geçmişle ilişkiyi değiştirmek
Amaç geçmişi silmek değildir. Onun bugünkü hayat üzerindeki tek söz sahibi olmasını azaltmaktır. Düşünce döngüsü başladığında şu ayrım işe yarayabilir: Şu anda bir şeyi çözüyor muyum, yoksa acıyı tekrar mı ediyorum? Çözülebilir bir konu varsa somut bir eylem belirlenebilir. Özür dilemek, bir sınır koymak, bilgi edinmek ya da yazmak gibi. Çözülemeyen bir kayıp varsa ihtiyaç çözüm değil, yas ve kabulleniş olabilir.
Geçmişe bakmak insan olmanın parçasıdır. Fakat yönümüzü yalnızca geride bıraktığımız izler belirlediğinde bugün görünmez olur. Orpheus’un anlatısı bize bakmamayı değil, her bakışın bir bedeli ve anlamı olduğunu düşündürür. Geçmişi yanımızda taşıyabiliriz; onun içinde yaşamadan.
Dönüp bakmanın farklı nedenleri
Aynı geçmiş düşüncesi farklı ihtiyaçlara hizmet edebilir. Bazen kişi bir hata için sorumluluk almak, bazen kaybettiği ihtimali canlı tutmak, bazen de bugünkü bir duygunun kaynağını anlamak ister. Bu nedenle “Geçmişi düşünmek zararlı mı?” sorusundan önce düşünmenin işlevine bakmak gerekir. Düşünce sonunda daha berrak, şefkatli ve eyleme hazır hissediyorsak işleniyor olabilir. Her dönüşte daha çaresiz ve suçlu kalıyorsak bir döngü oluşmuş olabilir.
Zihne katı bir “Düşünme” emri vermek yerine belirli bir düşünme zamanı ayırmak kullanılabilir. Gün içinde gelen düşünce kısa bir notla ertelenir; belirlenen sürede yazılı olarak incelenir. Süre sonunda bugüne döndüren somut bir etkinlik yapılır. Böylece geçmiş bütünüyle kovulmaz, fakat günün tamamını da işgal etmez.
Bir de karşı-olgusal düşüncenin dilini değiştirmek mümkündür. “Keşke bilseydim” yerine “Bugünkü bilgim o gün bende değildi”; “Her şeyi mahvettim” yerine “Bu kararın şu sonuçlarında payım vardı” demek hem sorumluluğu hem gerçekliği korur. Geçmişten öğrenmek, geçmişteki benliğe bugünün bütün bilgisiyle hüküm vermeyi gerektirmez.
Geçmişle bugün arasında bir durak
- Bu düşünce bana yeni bir bilgi veriyor mu, yoksa aynı hükmü mü tekrarlıyor?
- Geçmişte değiştiremeyeceğim şey ile bugün onarabileceğim şey nedir?
- Anıyı bir süre bırakmak, hangi değerli deneyime dönmemi sağlar?
Bu soruların amacı doğru cevabı hemen bulmak değil, düşünce döngüsünün içinden bir gözlem konumuna geçmektir. Geçmiş yine gelebilir; fakat her gelişinde onunla birlikte gitmek zorunda değiliz.
Bilimsel Atıflar
- Nolen-Hoeksema, S., Wisco, B. E., & Lyubomirsky, S. (2008). Rethinking rumination. Perspectives on Psychological Science, 3(5), 400–424. https://doi.org/10.1111/j.1745-6924.2008.00088.x
- Ovidius. (2004). Metamorphoses (D. Raeburn, Çev.). Penguin Classics.
- Watkins, E. R. (2008). Constructive and unconstructive repetitive thought. Psychological Bulletin, 134(2), 163–206. https://doi.org/10.1037/0033-2909.134.2.163